sacmalamalar

May 15, 2012 7:25 pm
"Rutin hastaneye gidersin bir tesst için hastaneden hepatit a kaparsın ilerleyen süreçte karaciğerin çöker hastane hatasını kabul eder.. sana uygun dönör ararlar bulamazlar sen kızkardejinle gidersin ameliyat ederler organ nakli olmujsundur.. istedikleri 25ünite kanıda hastane değil twitterdaki arkadajlarınla bulursun yoğun bakımda kalbi durur tekrar kan isterler tekrar twittera gidersin yeterince bulunumaz veya artık ij ijten geçmijtir.. @yamukprenses in kardeji 25-30yajlarında hayata gözlerini yumar.. Umarım mekanın cennet olur ebru ye$im karabacak.. bajın saolsun nida… slm ve dualarım ile.. yardımı olan herkese tejekkür ederim.."

@Robink78
May 14, 2012 3:50 pm

Kadınlarla nasıl konuşmalıyız? Kibar konuşmalıyız ama işte çok kibar konuşunca da “Sen de her dediğimi onaylamasana. Ne mıymıy konuşuyorsun” cevabını alırız. İşte o zaman kafamız karışır sert konuşuruz. Bu sefer de “Çok kırıcısın” cevabını alınca iyice kafamız karışır. Tam olarak ne olduğunu anlamayız. Zaten anlasak kadın olurduk ama yine de hiç anlamayız. Sonra bir konuyu konuşmaya başlarız. O konuyu konuşuruz. Sonra daha çok konuşuruz. Ama işte o konu bitmez. Niye bilmiyorum ama bitmez. Biter gibi olur, aradan aylar geçer bir tane kuş uçar. Ondan sonra hoppp… gene başa döneriz. Bence en iyisi konuşmamaktır ama o zaman da daha çok sinirlenirler. Zaten sinirlenmeseler olmaz. Manyaklar. Bööö… neyse işte yani kısaca konuşmalıyız ama konuşmamalıyız ama işte konuşurken de bitse iyi olur. Bence evet. Demek ki o zamannnn…. ben de bilmiyorum.

May 13, 2012 6:32 pm

Bir şeyi en kolay nasıl satarsınız? Talebi zorunlu hale getirseniz. Örneğin paketlenmiş suyu bundan yüz yıl önce satamazdınız çünkü talep ayağı zorunlu değildi. Her tarafta istemediğiniz kadar su bulmak mümkündü ve alıcı artı bir para verip ambalajlanmış su almayacaktı. Bugünse durum çok farklı. İster açıkta su azaldığı için deyin, isterseniz daha sağlıklı olduğu için deyin talep ayağı ambalajlı suya mecbur edilmiş durumda. Açıkta su bilse bile ambalajlısını almaya kendini mecbur hissediyor. Peki bir şeyi en çok nasıl satarsınız? Tabi ki pazarı en büyük hale getirerek. Elinizde ne kadar büyük bir pazar varsa o kadar çok müşteriniz ve o kadar büyük üretiminiz var demektir. Peki bunları neden yazdım? Anneler günü yüzünden. Anneler günü Kapitalistler’in bir oyunudur demeyeceğim. Bu çok basitleştirilmiş bir yaklaşım olur. Aksine bir oyundan ziyade son derece başarılı bir kurgu. Bundan elli yıl önce örneğin Mardin’de veya Mikronezya’nın bir adasında yaşayan anne, çocuğundan hediye talep etmeyecek veya almadığı için ona küsmeyecekti. Çünkü bulundukları yörenin kendine ait gelenekleri ve belki de anneler gününü karşılayacak alternatifleri vardı. Oralar gibi binlerce bölgenin, binlerce adeti, kendine ait yaşayış tarzları, kıyafetleri ve gelenekleri vardı. Sonra bir gün Beyaz Adam yeni bir şeyle çıkageldi. Onlarca gün, yeni kıyafetler, yeni kutlamalar, yeni ürünler. Bunların bir kısmını zorla, bir kısmını da reklamla insanlara kabul ettirdi. Onların elindeki herşey aşağılıktı ve en iyisi Beyaz Adam’ın elindeydi. Sahip oldukları herşeyi; sadece kullandıkları gereçleri değil, adetleri de bıraktılar. Sonuçta ne elde edildi peki? Ürünleri almaya mecburiyet ve daha büyük bir pazar. Beyaz Adam için bu iyi bir şey. Ancak artık Mardin’deki veya Mikronezya’daki kadınla, Londra’da yaşayan kadının istekleri giderek birbirine benzemeye başladı. Devasa ve birbirine benzeyen tek bir toplum. Devasa bir pazar. Kurgulanmış talep etme hissi. Farklılıklar yok. Farklı istekler yok. Monoton ve birbirine benzeyen milyarlarca insan. İşte size “gelişmiş” dünya.

3:50 pm

Önce içinden bir şeyleri yapmak gelir. Kimseye haber vermeden, öyle kendi kendine uğraşmaya başlarsın. Aradan zaman geçer birileri öğrenir. Belki de sen söylersin. Niyesini bilmem ama söylersin. Ardından “Bunlar böyle duracak mı? Yazık olur, muhakkak birilerine göster” derler. İlk etapta üstünde durmazsın ama zamanla senin de kafana yatar. Sonra o kendi kendine yapıp eğlendiğin şeyden herkesin haberi olur. Farkında olmadan ve hissetmeden bir yarışın içine girersin. Orada ne olduğu veya nasıl olduğu önemli değildir artık bir çok şeyin. Sayılar vardır, rakamlar vardır, birinciler vardır. Koşmaya başlarsın. İşin kötüsü koştuğunu bile bilmezsin. Sonra kısa bir an, o koşup durduğun yarışın ortasında kendine şunu sorarsın, “Ne yapıyorum ki ben?”. Cevap bulamazsın çünkü o yarışın içinde koşamazsın. Zevk aldığın şeyi yarıştıramazsın. Eleştirdiğin şey gibi olamazsın… olmamalısın da. Yarışı bırakırsın. İzlemesi daha zevklidir çünkü. Yeniden kendine ilk haline dönmek ister başaramazsın. Ne yazık ki onu başaramazsın. Yarışsan da yarışmasan da artık bir şekilde saklandığın yerde değilsindir. Zaman sana bu hakkı bir daha vermeyecektir. Vermez de…

May 10, 2012 7:20 pm

Silahı kaldırıp kurbanının gözlerine baktı. Bu kaçıncıydı ve bundan sonra kaç tane daha olacaktı bilmiyordu. Bunu düşünmek istemiyordu. Bu sadece bir işti ve karnı acıkmıştı. Hiçbir şey düşünmedi. Düşünmek de istemedi. Sadece hafifçe tetiği çekti. Mermi kurbanın beynini dağıtıp, ardındaki duvara saplandı. Derin bir nefes alıp, tebessüm etti. Bu bir işti ve bitmişti. Cebinden sigarasını çıkarırken yerde yayılan kana baktı. “Bu lekeyi nasıl çıkarırlar acaba?” diye düşündü. Kim bilir ne kadar uğraşırlardı? Halının desenleri lekenin görünmemesine de yardımcı olabilirdi. Biraz önce girdiği kapıya yöneldi. “Sigarayı bıraksam iyi olur” diye düşündü. Artık eskisi kadar zevk almıyordu. Ardından yavaşça kapıyı kapattı. Halının üzerindeki kan biraz daha yayıldı. Ve herşey yeniden başlangıçtaki sessizliğe gömüldü.

7:11 pm

Çok uzak veya çok yakın fark etmez bir yerlerde sizi bekliyor. Ve zaman hiçbir şey belli etmeden ağır, sessiz ve derinden ilerliyor. Geçen her gün hiç olmayan ve belki de hiç olmayacak şeyleri umut ederek, bekleyerek geçiyor. Ve işin kötüsü netice değişmeyecek. Çok uzak veya çok yakın olduğu fark etmeyecek. Oraya varacaksın ve herşey bitecek. Umutların, hayallerin ve beklentilerin sen olmadan; belki bir yerlerde, ulaşmaları için kuruldukları hedeflerin arkasından gitmeye devam edecek.

May 8, 2012 5:30 pm

Keşke yazdıklarınız kadar duyarlı, insanlara saygılı ve demokrat olsaydınız. Keşke hep söylediğiniz gibi romantik, aşka değer veren, sadık insanlar olsaydınız. Keşke arkadaşlık, samimimiyet ve dürüstlük yazdıklarınız kadar yaygın olsaydı. Keşke dediğiniz kadar insan ayırmayan, parasına, cinsiyetine, özrüne bakmayan insanlar olsaydınız. Keşke yazdıklarınız kadar insan olsaydınız ve keşke dünya yazdığınız gibi olsaydı. En önemlisi keşke bu kadar yalancı olmasaydıız.

April 30, 2012 9:29 am
default album art record default album art default album art CD reflection
[Flash 9 is required to listen to audio.]
  • Sen Milyar Ben Bi Milyon
  • 1,653 Plays

cabbarbaba:

günaydınlar :)

(via atarimvar)

April 26, 2012 5:15 pm

Önce orijinali Farça olan bir şiirin Türkçe’sini ekleyeceğim. Şiir şöyle:

“Özlem dolu bir gönülle sana doğru gelmek gerek

Bir şevk-i arzu ile puthaneden geçmek gerek

Pirimiz dedi ki; meyhaneden şifa ummalısınız

Her evden şifa ummaktan sakınmak gerek

Mah yüzünün karşısında durabilen varsa eğer;

Bi şek, şakk-ül kameri tansık etmek gerek

Pir-i meyhane (biz) uşşağın yüzüne kapıyı açtıktan sonra

Fetih ve zafer arzusunu gütmek gerek

Gönül meyin neşvesinden ululuk taslamaya kalkarsa

Aman dikkat! Tehlike hissetmek gerek

Size dostun müjdesi! Eğer bir rind kadehi başa dikerse

Diğer badecilerin de o kadehten tatması gerek

Ateşgedeyi ararken kendinden geçmelisin;

(Zira) yârin cefasını sineye çekmek gerek… “


Şimdi şiiri okuduysanız. Bunun gibi etrafta dolaşan ve içlerinde şarap, mey, kadeh, puthane geçen bir sürü şiirin, özellikle İslam eleştirisi yapanlar tarafından eklendiğini ve bu şiirlerin “muhalif” tarafa ait olduğunu söylediğini görmüşsünüzdür. Peki bu şiir kime ait? İran devrimini yapan ve bugün dünyanın her tarafına şeriat ihraç etmeye çalışan sistemin kurucusu Humeyni’ye ait. Siz İslam içinde yer alan tasavvuf şiirinin kullandığı terminolojiyi, kullandığı metaforları bilmezseniz bunun gibi şiirleri farklı algılayabilir, işin kötüsü kendi tezinize dayanak yapabilirsiniz. Bu ise sadece cehaletinizi gösterir. Herhangi bir konuyu bilmiyorsanız, bir bilene sorun canım kardeşim. En azından kendi cahil toplumunuz içinden çıkıp daha geniş mecrada bir şeyler yazınca insanlar üstünüze gülmez. Bu sadece küçük bir örnek. Aynı şey komünizm eleştirisi yapan “mütedeyyinlerde” veya bütün kesimlerde de mevcut. Ancak örnek sayısını arttırmak hem sıkıcı hem de neticeyi değiştirmiyor. Bilmiyorsanız susun canım kardeşim

April 4, 2012 2:31 am
Sesli güldüm hahahahaha…

Sesli güldüm hahahahaha…